Bir önceki yazımıza "Doğu Karadeniz ve Emek" diye başlamıştık. Doğu Karadeniz ve Emeğin ne derîn anlamı ve işlevinin olduğunu yaz ayları gelince daha iyi anlayabiliyoruz, daha iyi görebiliyoruz. Aslında emeğin o muhteşem sonucunu yaz aylarında görebiliyoruz. Çayı,mısırı, fındığı, binbir çeşit sebzeyi, meyveyi hep bu emeğimizle hem de el emeğimizle ortaya çıkarıyoruz. Onun için emek-insan ve Karadeniz ayrılmaz üç sevdalıdır. Bir de tabii yaz ayları gelince bu üçlünün sevdalığı karasevdaya dönüşür.
Yaz ayları Karadeniz insanının hareketliliğinin zirveye çıktığı, kanının damarlarında patlar gibi olduğu, ağrı-sancılarını unuttuğu sevinçli aylardır. Hele hele gurbette olanların bir bir her gün çıkıp gelmesiyle
Karadeniz daha bir neşelenir. Başı dumanlı hali biraz olsun dağılır.Büyük şehirlere binbir meşakatlerle gidip oralarda giderek kaybolan insan topluluklarına oranla Doğu Karadenizin yalçın, dik, heybetli coğrfayasıyla adeta bütünleşerek büyükşehire kendisini taşıyan insanımız oralarda asla kaybolmaz, kaybolmuyor. Yaz aylarını iple çekiyor adeta, köyüne, ilçesine dönmek için. Yeşille mavinin karşılıklı nazlı-nazlı bakıştığını görmek için.Gurbetten köyüne dönen için gördüğü her şey hazinedir. Duman hazinedir,yağmur hazinedir, rüzgar hazinedir, güneş hazinedir. Hele denizin kıyıya vuran o hırçın ve yalçın dalgaları ise bir başka hazinedir.
Maddi hazineden bahsetmiyorum. Bu hazine içimizde gizli olan, o güzelim tabiatın kışkırtmasıyla dışarı fışkıran "derin insanî hazine" den bahsediyorum. Karadenizi diğer bölgelerden ayıran, farklılaştıran da işte bu"gizli hazine"dir.
Bu hazineyi ortaya çıkartmak için zamanı uzatmayalım. Karadeniz bizi uzaktan gördüğünde, bizdeki hazine adeta içimizden yırtılırcasına çıkmak ister. Biz de onu aslî sahibi olan bu nem kokulu güzel topraklarla buluşturmak isteriz.
Herhalde, yaz aylarının özlemi olsa gerek, bana bu satırları ilham etti.
Başka da olamazdı zaten...
Karadenizin coğrafya olarak oldukça kısıtlı imkanları, Karadeniz insanını coğrafyasından koparmadan ülkemizin diğer kentlerine taşımış, o kentlere kendi rengini vermek gibi bir misyonu birlikte götürmüşlerdir. Ama bu misyonu gittikleri yerlerde bırakmamışlardır. Oralara canlılık,hareketlilik, yaşanılırlık götürmüşlerdir. Bir de (azami) her yıl memleketine gidip dönmesi yokmu?... İşte o da onun
bir yıl boyunca itici gücü, moral kuvveti, motivasyonu olur. Adeta bir yıl boyunca Karadenizin hasretiyle metropollerde yaşar. Karadenizin havasını akciğerlerinde hayal eder. Bu hayali doldurur nefesine..
Ben de önce İstanbul'da, şimdi de Ankara'da bu hasretle yaşıyorum desem herhalde abartılı olmaz. Olmaz, çünkü şu ana kadar yazdıklarım abartıdan uzak yaşadıklarımdır.Yazın hasretiyle Büyükşehirlerde durulur mu? Veya durabilir misiniz?
Tüm hemşehrilerimin yaz ayları, alınyazıları gibi ak olsun diyorum.
Saygılarımla
12/0/2008