Dünyada çıkan savaşların gerçek nedenlerine bakıldığında, ülkelerin daha çok kaynağa sahip olma arzularının yattığı görülmektedir. Günümüzde en büyük kavga enerji hammaddeleri için verilmektedir. Gelişmiş ülkeler, dünyada doğrudan sahip olamadıkları kaynakların üretim ve hareketlerini de istedikleri gibi yönlendirmektedirler.
ABD emperyalizminin 11 Eylül sonrasında dünyayı hegemonyası altına alma hamlesinin parçası olarak Afganistan’ın ve Irak'ın işgali, İran ve Suriye’ye saldırı planları ile ABD’nin himayesinde İsrail’in Filistin’de uyguladığı insanlık dışı saldırı ve izolasyonu, ABD'nin, Ortadoğu'daki hakimiyetini arttırdığı ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye çalıştığı açıktır. Bölgemizde uzun yıllar içerisinde yaşanan ve son dönemde ABD tarafından giderek yoğunlaştırılan çatışma ve gerilimlerin nedeni, ne Ortadoğu'da demokrasinin geliştirilmesi, ne kitle imha silahlarının varlığı ne de terörist faaliyetlerin engellenmesidir. Esas neden, Ortadoğu'nun, dünyadaki enerji kaynaklarının önemli bir bölümüne sahip olması ve bu kaynakların ABD tarafından ele geçirilme çabasıdır.
Emperyalizm, “yenidünya düzeni” ve “küreselleşme” gibi cilalı sözlerle, bütün dünyayı ve insanlığı, piyasanın ve onun kural tanımaz güçlerinin eli kolu bağlı figüranları haline getirmek istemektedir. Emperyalizm, amacına ulaşmak için bu uğurda, “insan”, “emek”, “insan hakkı”, “doğa”, “çevre” tanımadan dünyamızı tamamen hiçe sayan bir saldırganlık içindedir. “Savaş”, “talan”, “işgal” ve her türlü kirlilik, kod adı “yenidünya düzeni” olan emperyalizmin temel yöntemi haline gelmiştir. Emperyalizmin ve çarpık sömürü düzeninin en büyük temsilcisi ABD, “Büyük Ortadoğu Projesi” adı altında içinde bulunduğumuz coğrafyayı bir cadı kazanına çevirirken, bu kanlı oyunun içine Türkiye’yi de çekmek istemektedir.
Çağdaş bir yaşam için madencilik faaliyetleri vazgeçilmezdir. Bugün yaşamımızda kullandığımız ürünlerin hemen hemen tamamı madencilik faaliyetlerinin birer sonucudur. Madenler, milyonlarca yılda oluşan ve tüketildiklerinde yenilenemez kaynaklardır.
Bu kadar önemli kaynakların üretimi ve değerlendirilmesi, mutlaka etkin bir planlama ve denetim gerektirmektedir. Madenciliğin önemi, madenleri üretip kendi ülke sanayisinde kullanıldığı ve uç ürün üretildiği ölçüde artar. Bunun için de madencilik sektörünün; sanayi, enerji, kimya, tarım ve inşaat gibi diğer sektörlerle entegrasyonu şarttır.
Kalkınma modellerini; öncelikle öz kaynaklarına dayandıran ülkeler, kalkınma süreçlerini sancısız tamamlayabilmektedirler. Bu yapının oluşturulabilmesi için öncelikli olarak ulusal bir kalkınma modelinin benimsenmesi gerekmektedir.
Ülkemiz, kendi ulusal kalkınma modelini oluşturamamış, uzun yıllardır IMF, Dünya Bankası gibi uluslar arası finans örgütlerinin güdümünde ekonomik ve sosyal politikalar uygulamaktadır. Bunun sonucu olarak ülkemiz; yaşam kalitesi açısından 173 ülke içinde 94. sıraya düşmüş, toplam borcumuz 400 milyar dolara ulaşmıştır. Dış ticaret açığımız 40 milyar doları geçmiştir. İşsizlik, genç nüfus içinde % 20 gibi ürkütücü boyutlara ulaşmış, emek yoksullaşmış ve gelir dağılımı ciddi biçimde bozulmuştur.
Ekonomimiz; sanayileşme ve üretim artışı üzerine kurulamayınca sıcak para hareketleriyle dalgalanmalar yaşanmakta, bunun sonucunda da krizler sürekli hale gelmektedir.
Ülkemiz, 50’nin üzerinde mineral çeşitliliğine sahip olup, potansiyel olarak da bazı mineraller açısından dünyada ön sıralarda yer almaktadır. Ancak bu avantajımızı yeterli derecede kullandığımız söylenemez. Gelişmiş ülkelerde madencilik sektörünün GSMH’daki payı % 5-8’lerde iken ülkemizde bu oran % 1 düzeyindedir. Bu rakama imalat sanayi içinde gösterilen cam, çimento gibi mamuller eklense dahi yine de istenilen seviyelere gelinmediği açıktır. Bu noktada yapılması gereken, ülkemizin gelişmesinde doğal kaynaklarımızın ekonomik katkısını verimli şekilde sağlayacak ciddi, tutarlı bir madencilik politikasının oluşturulması ve uygulanmasıdır.
Karadeniz bölgesi özellikle metal madenleri açısından (bakır, altın, gümüş, kurşun-çinko, demir,manganez,vb.) açısından oldukça zengindir. Giresun ili de bu madenler açısından zengindir. Cenevizliler zamanında işletilen madenler olduğu gibi, Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet döneminde de işletmecilik yapılmıştır. Halen pek çok maden işletilmektedir. Bunlarla birlikte arama yapılarak daha çok maden rezervi bulmak olasıdır.
Bu madenlerin kamu yararı doğrultusunda işletilmesi yörenin kalkınmasını sağlayabileceği gibi göçü de önleyerek sosyal sorunların azalmasına neden olacaktır.
Bu düşüncelerle tüm dostlara sağlık ve mutluluklar dilerim.
Saygılarımla
Mehmet TORUN